31 Ekim 2010 Pazar

Sosyopat.

Kimseyi sevmiyorum ben.
Sadece yalnızlığı seviyorum.
Siktir git bilok!
Sana da küsüm!

1 Ekim 2010 Cuma

Ben hep hiçtim zaten...

Var Sim var... Saf bir hiçlik daha da ötedir aşktan. Önemsemediğin şeyden nefret de etmezsin, sevmezsin de onu. Çok daha zordur aşktan, umursamamak bir şeyi. Nefret bile edememek, daha da ötedir aşktan. Sonudur bir şeylerin ve her şeyin. Tam tamına zıttıdır aynı zamanda aşkın, hiçlik. Biri yaşama gücünü yayarken vücuduna kalbinden, diğeri sadece hiçtir. Ve sonra ölürsün... Vücudunun hala diktir belki ama, sen ölüsündür aslında.  

Hiçliği tanımlayamaz insan. İşte bu yüzden, hiçlik üstündür aşktan.

Demiş Gülhis. Harika demiş gerçekten.
2 kere okudum. Belki de 3. Hatırlamıyorum sayısını. Titredim okurken. Haklıydı çünkü. O haklıydı. Ben hep mantıklı olmayı duygusal olmaya seçerim ya, işte ilk kez mantıklı olmak elimde değildi. Gülhis mantıklıydı, ama ben moron gibi bakıyordum ekrana.
Anlamadım en başta. Hiçlik nedir ki, dedim kendi kendime. Bir insan nasıl hiçliği hisseder, nasıl hiç olabilir?
Kendimde değilim hala. Sanırım ben de bir Hiç'im. Bu yüzden bendeki bu boşluk, bu yüzden kaynağını bilmediğim bir acılık var damağımda.
Bu yüzden nefes alırken zorlanıyorum ben. Evet, ben bir Hiç'im. Evet, bu yüzden aşktan daha üstünüm. Her şeyi umursamamak daha da zormuş aşktan; öğrendim ben. Umursamamak için daha çok çabalardım ben, şimdi duymak için sesini, görmek için yüzünü çabalıyorum. Şimdi artık hep anlattıkları toz pembeliği seziyorum. Artık benim de gözlüklerim var böyle şeker pembesi.
O varsın beni sevmesin, o varsın adımı bile hatırlamasın, o varsın yüzümü bile bilmesin. Ben hiç inanmadığım bir şeye itimat ediyorum artık.
Hiç inanmadım ki ben aşka. Bırakın aşkı ben hiçbir şeye inanmadım ömrüm boyunca. Tanrı'ya inanmadım en başta. Sonra mutluluğa inanmadım. Çünkü ikisi de gerçek değildi! Çünkü ikisi de var olduklarını hissettirseler bile sırtını dönüverirlerdi size. Kendime inanmadım. Hem de hiç. Ne yapabileceğimi kestiremedim ben. Hep değişiktim, herkesi gibiydim; sıradandım ama herkesten de farklıydım. Neden böyle olduğumu hiç anlayamadım. O yüzden inanmadım kendime. Çünkü ben hep eksiktim, hiç tam olmadım. Hiç ben olmadım ki kendime inanayım! Aşka da inanmadım.
Mantıklı değildi çünkü. Mantıklı olmayan hiçbir şeye inanamam ben. Aşka da inanmadım. Birini kendinden çok sevemezsin, insanın doğasında bu bencillik ve kendine çalışmak varken bu imkansızdı.
Belki henüz çok genç değildim, çok yaşlı da değildim aşkı hiçe saymak için ama ben yeterince bilinçliydim.
Hayat bir roman değil. Kaldı ki mutlu sonla bitsin her şey. Bir şekilde patlak verir hayata dair olan inancımız. Bir şekilde şüpheleniriz hep; ya inandığım şey aslında yoksa, diye.
Ben hiç yaşamadım bu duyguyu. Çünkü inandığım bir şey yoktu, kendimi sorgulamadım bu yüzden.
İnsan inandıklarını/inanmadıklarını sorgulamaya görsün! Sarsılıyor.
İlk defa acaba yanlış mı inandım ben, dedim. İlk defa acaba aşk diye bir şey var mıdır gerçekten diye bir kuşkuya düştüm.
Ama biliyorum zaten cevabı.
Söylemenize gerek yok.
Gülhis'in de dediği gibi; hiçlik daha üstündür aşktan.
Aşkta bir şey hissedersin; mutlu, mutsuz, hüzünlü, sevinçli... Hiçlikte ise hiç'i hissedersin.
Bunu anlıyorum çünkü biliyorum.
Ben artık bir hiç'im.